Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Plasebo Etkisi

  Beynimizin bize oynadığı oyunları, yaşımız ilerledikçe kavramaya çalışıyoruz. Gençken anlayamadığımız ama olgunlaştıkça ve deneyimledikçe öğrendiğimiz bir konu. İnsan beynini de inceledikçe ne kadar derin ve ilginç olduğunu görüyoruz. Bunlardan bir tanesi de Plasebo etkisidir. Kişinin hastalığı için kanıtlanmış tedavi edici bir etkisi olmamasına rağmen bir ilacı aldığında kendini iyileştirebileceği algının oluşmasıdır. Plasebo, Latince kökenli bir kelime olup “Seni hoşnut edeceğim” anlamına geliyormuş. İnternette bu konuyla ilgili sayısız çalışmalar bulunmaktadır. Farklı alanlarda, farklı sonuçları olan deneysel çalışmaları okumak mümkün. En ilginç olanı da depresyona karşı bunun kullanılması, antidepresan ilaçları kadar etkili olduğu düşüncesi gerçekten çok kayda değer. Hiçbir etkisi olmadığı halde ilaç yerine vitamin verilen hastaların bir kısmında semptomların gözle görülür düzeyde iyileşme göstermesi bu etkinin varlığına inandırmaya yönlendiriyor. Aynı etkinin “etkin kon...

Kendini Sevme Molaları

  Hayat zorlu bir maraton.. Sürekli koşturma hali.. Bazen şöyle bir duraklayıp kendimize sormalıyız nereye ve neden bu kadar devamlı koşuyorum diye…🏃 Hep daha iyisine, daha mükemmeline sahip olmak adına yaşamı kaçırıyor olabiliriz. Salt mutluluğu yaşayamadığımıza göre fazla mı dinamiğiz diye sorguluyorum. İnsanın özüne dönmeye, kendini tanımaya ve kendini olduğu haliyle sevmeye ihtiyacı var. Kendini olduğun haliyle kabul etmek günümüzde oldukça zor, bunun birçok sebebi olabilir ama en yaygın sebep kendi özgüvenimizi başkalarının takdiri üzerine inşa etmemizdir. Biz yetişkinler ilgi ve takdirle beslenen varlıklarız. Gerekli mi? Şunu unutmayalım öz-farkındalık, öz-denetim ve öz-yükseliş beyinde kalıcı pozitif değişiklikler yaratma gücüne sahiptir.💣 Biraz olsun huzur bulmak istiyorsak “ kendimizi sevme molaları ” yapmamız gerekiyor. Bu yolculukta dinginlik, sadelik ve sakinlik gibi arkadaşlar eşlik edecek bize. Dış dünyadan ve etkenlerden biraz uzaklaşıp, kendimizi dinleme...

Linç Etmek

Günümüz vebası olarak nitelendirilen linç kelimesi, 1736-1796 yıllarında yaşayan Charles Lynch’in soyadından gelmektedir. Lynch, Amerikan bağımsızlık savaşı sırasında İngilizlerden yana olanları cezalandıran düzmece mahkemenin başkanıdır. Keyfi olarak uyguladığı acımasız yaptırımlarıyla ünlüdür kendisi. Maalesef bizler de, karşısındakini yok etmek için kullanmıyor muyuz bu durumu? Eleştirmeyi ve yargı dağıtmayı seven insanlarımız son zamanlarda oldukça arttı. Kendi gibi olmayana hiç saygısı olmayan bu hadsiz kişilerin psikolojik sorunları olduğunu düşünüyorum. Çünkü mutlu insan, kendi ile ilgilenen ve çevresini de mutlu eden insandır . Bu sorunlu kişilerin çocukluğuna inip travmalarını bulmak lazım. Fazla meraklı olmak çok tehlikeli bir durumdur .💣 Farkındalığı yüksek insanların kendi özüyle ilgili anlam arayışları vardır. Kendini bulmaya ve nasıl gelişebilirim diye kafa patlatmaya meyillidirler. Bu kendini boşlukta hisseden insan grubu ise mutsuzluğumu karşı tarafa nasıl geçirebi...

Duygusal Dayanıklılık

Yaşamın getirdiği zorluklar karşısında ne kadar dik durabiliyoruzu ölçmek zor bir süreçtir ama aynı zamanda dayanıklılık parametremizdir. Hayat her zaman planladığımız ve kontrol ettiğimiz gibi akmıyor ne yazık ki.. Zaman zaman zorlukların tavan yapması durumunda, kalan yolculuğumuza devam edebilmek adına dirençli olmak zorundayız. Maalesef ki hepimiz aynı performans seviyesinde değiliz. Eğer hala tüm güçlükler karşısında ayakta iseniz ve kaldığınız yerden devam edebiliyorsanız kendinizi kutlayın ve alkışlayın. Duygusal dayanıklılık seviyeniz ortalamanın üstündedir. Bu da sizin güçlü bir psikolojiye sahip olduğunuzu, SERT RÜZGARLAR KARŞISINDA YILMADAN durabileceğinizi ve savaşma yetinizin yeterli olduğunun göstergesidir. İş ve özel hayatınızdaki başarı ve mutluğu beraberinde getirir. Son zamanların trend konularındandır  ‘’DUYGUSAL DAYANIKLILIK’’ ve ‘’YILMAZLIK’’ , İngilizcesi de  ‘’ Resilience ’’ olarak yazışmalarımıza dahil olmuştur. İş hayatında öyle anlarla karşılaşırız ki...

Kendine Ait Bir Oda

Virgina Woolf, bu kitabını 1929 yılında yazmıştır. Viktorya çağında kızların okula gönderilmediği bir dönemde yaşamış olan feminist yazarımız, kalemiyle bir başyapıta imza atmıştır. Yazdığı konu ile güncelliğini de hala korumaktadır. Aradan 92 yıl (bir asır) geçmesine rağmen hala kadın erkek eşitsizliğinin değişmemesi hatta daha da geriye gitmesi ne acı. Dünya değişti diyoruz, yakında hepimiz uzaya seyahat edebilir hala geleceğiz, dijitalleşme de evrim geçiriyoruz ama ilerlemeyen tek konumuz ‘ ’kadının toplumdaki yeri’. Kitapta çok fazla metafor var. Hayal gücünüzün derinliğine bağlı anlam farklılıkları olabilir. Yazarımız kadınların ekonomik özgürlüğünün önemine vurgu yapıyor. Kadının toplum tarafından geri plana itildiğini örneklerle anlatıyor. Yanlış anlaşılmasın amacı kesinlikle erkekleri ötekileştirmek ya da bastırmak değil, eşitliği sağlamak için farkındalık yaratmak. Ee birazda sitemde bulunmak hakkı… Shakespeare'in bir kız kardeşi olsaydı ve en az Shakespeare kadar ...