Hakan Günday’ın yazdığı sert romanlar ile Onur Saylak’ın
marjinal senaryoları birleşince biz seyirciler için muhteşem seyir zevki yüksek
dizi, filmler oluşuyor. Her iki adamın zekâsına hayran olmamak elde değil.
Her şeyden önce özgünler. Özellikle anlatımlarını
metaforlarla süslemeleri ve doğru yerlere yerleştirdikleri alt metin mesajlarıyla
vurucu bir etki yaratıyorlar.
Dizide, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı, başka
bedenlerde sıkışıp kalmış ruhların, çevresindekiler öyle istiyor diye mahkûm
ama normal gözükme çabası sarsıcı bir şekilde anlatılmış. Kısacası modern
dünyanın sorunları.. Dış görünüşü ile iç
dünyası buluşmayan insanların buluşma noktası adeta…👈
Dizide o kadar çok metafor var ki; dizi bittikten hemen sonra
bir arkadaşla istişare yapma istediği duyuyorsunuz. Nedeni ise dizi içerisine ilmek ilmek
işlenmiş farklı bakış açılarını ve duygularını anlama dürtüsünün açığa çıkmasıdır.
Kabul edelim ki; dizinin rahatsız edici bir boyutu da var. Bir
huzursuzluk kaplıyor insan bedenini.. Melisa çayı eşliğinde izlemenizi tavsiye
ediyorum. Karakterlerin hayatla ilişkileri çok gerçekçi, herkesin gizlemeye
çalıştığı, Sümen altı ettiği, görmezden geldiği durumları yüzümüze yüzümüze
vuruyor. Sinir bozucu olabilir.💣
İyi işlemeyen sistemlere bol bol gönderme bulabilirsiniz. Katılıp
katılmamak konusunda herkes özgür. Dizide Sosyolojik bir konu, mesaj verme
kaygısı olmadan işlenmiş. Söylemeden, göstererek
anlatan, herkesin kendi zekası kadarını bulabileceği bir eser. Hayatı tekrar sorgulamaya itiyor. Çokta
içeriğinden bahsedip spoiler vermek istemem. Herkesin farklı tatlar bulacağı
kesin.💯
Dikkat çeken ve benim fark edebildiğim Metaforlar: Sis, mutlu
aile kavramı, Kral Oidipus kitabı, Albert Camus Yabancı kitabı, cinsiyet
eşitsizliği, sahtelik, yabancılaşma, kusursuzluk, plaza, hapishane…

Yazı da dizi gibi süper noktalara değinmiş....
YanıtlaSilTeşekkürler
Sil