Ana içeriğe atla

Gökyüzü

Herkesin aksine yağmurlu, kasvetli ve puslu havaları hep sevmişimdir. Çoğu kişiden bu tarz günlerin modunu düşürdüğünü ve motivasyonunu olumsuz etkilediğini duyarım. Benim ise daha melankolik olmak, işime daha iyi odaklanmamı sağlıyor.

Seviyorum gökyüzünü uzun uzun izlemeyi, farklı farklı duygu durumlarına girişini; yağmuru, karı, güneşini, sisini… Hepsi ayrı ayrı bir mucize gibi.. Mutlu ya da mutsuz olsak da yukarıya kafamızı kaldırıp, o eşsiz güzelliğe hayranlıkla bakmak, büyüleyici bir ruh haline bürünmemizi sağlıyor. Böylece herkesten ve her şeyden kısa bir süreliğine de olsa uzaklaşıp, arınmamızı ve rahatlamamızı kolaylaştırıyor.  Aynı denizin maviliğini izlemek gibi.. Daha önceki ‘Deniz’ başlıklı yazımda mavinin ruhsal ve fiziksel faydalarından bahsetmiş ve meditatif bir etkisi olduğunu belirtmiştim.

Hepimiz aynı gökyüzünün altında ama farklı bulutların etkisinde, değişik ruh hallerinde yaşıyoruz. Eğer sen havaya umutla, heyecanla, sevinçle, merakla bakarsan, o meditatif etkisini görebilirsin. Enerjisine inanmak önemli olan..

Yakın zamanda okuduğum ‘Ben Kazanmadan Bitmez’ kitabında, bu konuyla ilgili olan içerik ilgimi çekti. Daha sık uygulamam gerektiği konusunda bir farkındalık yarattı. Umarım sizlere de küçük de olsa ilham olur.

Gökyüzünün muhteşem bir enerjisi vardır. Bilimsel araştırmalar başımızı kaldırdığımızda, dik durduğumuzda ve kürek kemiklerimizi birleştirdiğimizde otomatik olarak enerjimizin yükseldiğini, moralimizin düzeldiğini kanıtlıyor.

Gökyüzüne bakmak düşünen beyni aktive edip, neden benim başıma geliyor? Dediğimiz olaylardan arınmamızı sağlar. Bilinçaltının oyunlarından özgürleştirir. Böylece Serotonin, Endorfin gibi mutluluk hormonları salgılar.

Uçsuz bucaksız gökyüzü birçok şairimizi de dile getirmiştir. Esin kaynağı olmuştur kimi zaman. Cemal Süreyya, Nazım Hikmet, Atilla İlhan gibi pek çok unutulmaz şairlerimiz, eşsiz şiirlerinde de bu temaya yer verdi. Şiirlerin bir rengi olsa şüphesiz mavi olurdu..

“Bir gün çok bunalırsan

Denizin dibinde, yosunlara takılmış gibi soluksuz…

Sakın unutma gökyüzüne bakmayı

Gökyüzü senindir

Gökyüzü herkesindir”

Z.Livaneli


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kurtlarla Koşan Kadınlar

                                       Uzun zaman önce kitaplığıma eklediğim ama bir türlü başlayamadığım ve sonunda cesaret edip okuduğum bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Bu ilginç kitabın yazarı bir psikanalist. Bu durumdan da anlaşılacağı üzere derin analiz ve betimlemeler var. Kabul edelim kolay okunabilen bir kitap değil. Okumak biraz zaman alıyor. Bir çırpıda bitirilemeyip, sindire sindire okunacak türde. Psikolojiye ilgisi olanlar için olağanüstü düşündürücü iken, ilgisi olmayanlar için bir kenara atıp bırakacağı bir kitap minvalinde… Bir dönem Sigmund Freud ’ un öğrencisi olan, bir süre beraber de çalışmış yazarımız Clarissa Estes, onun kuramından ayrılarak analitik psikoloji kuramını geliştiren Carl Gustav Jung görüşlerinin takipçisi olmuş. Kitapta ilk defa gördüğüm ve araştırma yaptığım Jung psikolojisi ,  kişilik tiplerinin davranışları nasıl şekillendirdiği ile ...

Zülfü Livaneli ve Kitapları

İlk önce müzisyen olarak tanıdı ğ ı m ı z ve sonrasında müthi ş bir yazar olarak hayat ı m ı za dokunan ulvi bir sanatçı olarak tanımlayabilirim kendisini. Yaptı ğ ı m ü zikleri zaten keyifle dinlerdim, bu kadar iyi bir yazar oldu ğ unu zamanla gördüm ve kalemine hayran kaldım. Tüm eserleri ayrı bir keyif… Ba ş ka y ö nlerini de biliyoruz; senaristlik, yönetmenlik ve siyaset gibi. Şu anda ben o kısımlarıyla de ğ il yazarl ı ğ ı ile ilgileniyorum. Mutluluk kitabı ile bu serüvene ba ş lad ı m. Daha sonra Son Ada, Serenad, Konstantinye Oteli, Huzursuzluk, Karde ş imin Hikayesi.. Henüz okuyamadı ğ ı m da bir s ü r ü roman ı var. Umarım hepsini yakın zamanda bitirebilirim. Kendine has bir üslupla yazdı ğ ı kitaplar ı n hepsi ayr ı bir bilgi deposu ve özgün hikayeler içeriyor. A ş k, tarih, toplum sorunlar ı , farkl ı k ü lt ü r de ğ erleri gibi temalar bar ı nd ı r ı yor. Hikayelerin i ç inde muhakkak ö ğ retici bilgilere ula ş ı yorsunuz. Entelektüel tarzını kuvvetle gösteriy...

Dijital Dönüşüm

2020 yılında yaşadıklarımız bize gösterdi ki yeni bir dönüşüm çağı başlıyor. Bu yeni çağa palas pandıras girdiğimiz için, biraz sudan çıkmış balık misali merakla izliyoruz değişimleri. Gerçekten her konuda eşi görülmemiş bir zamanda yaşıyoruz gibi hissediyorum. Özellikle iş hayatı çalkantılar eşiğinde, iflaslar hat safhada fakat bir o kadar da online ticaretin içinde olanlar top noktalarını yaşıyor. Dijitalleşen dünyanın hızını ve kolaylığını iş hayatımıza taşımak gerekiyor. Geçenlerde katıldığım bir zoom toplantısında, şirketlerin ayakta kalmak için otomasyon kullanmalarının büyük bir gereklilik olduğu söylendi. Yapay Zeka Platformu ile oluşturulmuş yazılımlar firmaları öne çıkaracak gibi duruyor.  Dijital dünyaya hızlı, çevik adımlar atanlar adaptasyon süresini kısaltıp daha sürdürülebilir hale gelecekler. Aslında bu dijital dönüşüm, Endüstri 4.0 ile birlikte başladı ve yaşanan Corona süreci ile de maksimum seviyeye ulaştı. Yeni düzenle birlikte iş sürelerine harcadığımız zaman...

Hedefler

Sizlere özellikle son 4-5 yıldır uygulamaya başladığım yıllık hedef koyma ve değerlendirme alışkanlığımdan bahsetmek istiyorum. Öncelikle 2020 yılında yapmayı planladığım hedeflerimi, 2019’un son dönemimde ajandama not almıştım. Her ne kadar dünya dijitalleşse de ve biz de bu DEĞİŞİME ayak uydurmak durumda kalsak da, ben kendime ait özel notlarımı hala ajandama yazıyorum. Kâğıt ve kaleme değmek, dokunmak daha samimi ve daha ilham verici geliyor. Tabi ki iş hayatında her şey dijital ve hızlı, belki de bu yüzden biraz olsun kendimi dinlemek ve dış dünyadan sıyrılmak adına bu eski yöntemi kullanıyorum . İş hayatında hedefler genelde ' SMART'  olur. Ölçülebilir ve rasyonel olmasına özen gösterilir. Benim günlük hayatımda yaptıklarım bu konudan çok uzak, sadece ritüel olması için yapılan bir çeşit eğlence gibi düşünün.🙆 Neden böyle bir alışkanlık kazanmak için uğraştığım konusuna gelirsek; beni hayallerim konusunda motive ediyor ve hedefleri yazılı olarak belirlediğim için sonuc...

Otomatik Portakal

  H erkesin okumasa bile adını duyduğu, kült kitaplar listesinde yerini alan, bu ilginç kitapla buluşmaktan mutluluk duydum ve sizlerle de paylamak istedim. Romanın baş karakteri ALEX şiddet eğilimli 15 yaşında genç bir çocuktur. Kitabın birinci bölümünde Alex ve çetesinin yaptığı kötülüklerden bahsediliyor ve anlatılanlar insanı rahatsız ediyor. Okurken mideme kramp girdi. Kahramanımız bir kadının ölümüne sebep olduğu için hapishaneye giriyor ve ikinci bölüm de orada yaşadıklarını anlatıyor. Alex’e devlet hapishanesinde psikolojik bir ceza yöntemi uygulanıyor. Suçluları topluma kazandırma programı adı altında bir faşizm. Yöntemi de oldukça ilginç…💣 Üçüncü bölümde ise hapishaneden çıktıktan sonraki yaşamı anlatılıyor. O başlarda nefret ettiğimiz Alex’e zamanla acımaya başlıyoruz. Arkadaşlarının ihaneti, etrafındakilerin çıkarları için onu kullanmalarına üzülüyoruz bile…Son bölümdeyse kendiyle hesaplaşmasını görüyoruz. İyilik ve kötülük kavramlarını düşündüren, toplumsal el...